Osmanlı’nın Çiçekleri
Nurhan Atasoy
Fotoğraflar: Mustafa Yılmaz
Güzellikleri genellikle “İrem bağı gibi” diye tasvir edilen Osmanlı Hasbahçeleri’nin, yani Pâdişah’a ait olan bahçelerin başında sarayların bahçeleri gelmektedir. Osmanlı Pâdişahı’nın bahçeleri ne İslâm ve ne de Avrupa bahçelerine benzer. Osmanlı bahçeleri son derece özgür bir şekilde gelişim imkânına sahip olan mekânlardır. Kale içinde, bol suyu olan Bursa şehrindeki saray bahçesi, nehirler arasındaki özel bir alanda yaratılmış olan Edirne Yeni Saray bahçesi, üç taraftan denizle çevrili bir tepeden aşağı doğru yayılan Topkapı Sarayı bahçeleri, Marmara Denizi’ne biraz yüksekten bakan Üsküdar Sarayı bahçeleri veya Haliç kıyılarıyla Boğaziçi kıyılarındaki, sırtlarını tepelere dayamış olan ya da Küçüksu, Kâğıthane gibi dere kenarlarında suyun keyfini çıkaran Hasbahçeler bu özgür şekillenişin en güzel örnekleridir.1

Avrupa’yı da etkisi altına alan Osmanlı çiçek kültürü, önemli askeri başarıları ve kanunlarıyla Osmanlıya en ihtişamlı zamanını yaşatan Kanunî Sultan Süleyman döneminde gelişmiş; bu dönem, Osmanlıların, çiçek ve bahçe kültürü açısından çok parlak bir dönemi ol muştur. Ahmet Refik, Sultan III. Ahmed dönemi üzerinde olduğu kadar, Kanunî Sultan Süleyman dönemi ve kay nakları üzerinde de öylesine derinlemesine dursaydı, belki de Sultan III. Ahmed dönemi yerine Kanunî dönemini “Lâ le Devri” veya “Çiçek ve Bahçe Devri” diye isimlendirirdi. Nitekim bu dönemde gelen tüm yabancı elçilik mensupları İstanbul’un bahçeleriyle çiçeklerinden çok etkilenmiş; Türk topraklarından çiçek ve bitki tohumları Avrupa’ya akın etmeye başlamış, bunun sonucu Avrupa’da çiçek me rakı artmış ve birçok bahçe çiçeklerle donanmıştır.
İstanbul bahçeleri ve buralarda yetiştirilen çiçekler den hayranlıkla söz eden İstanbul ressamlarından İngiliz Thomas Allom da XIX. yüzyılda İstanbul’da hemen her evin, içinde çeşitli ağaç ve çiçeklerin yetiştirildiği bahçelerin ortasında kurulduğunu anlatır.2 Sanatçı, Türklerin çiçeğe, özellikle güle çok değer verdiğini, ayrıca Türkler arasında bir çiçek dili bulunduğunu ve her çiçeğin bir an lam ifade ettiğini örneklerle açıklar. Allom’a göre portakal çiçeği umudu, kadife çiçeği umutsuzluğu, horozibiği değişmezliği, lâle sadakatsizliği simgeler ve “selâm” adı ve rilen çiçek demetleri mektupların yerini doldurur, âşıkla rın sevgililerine karşı duygularını anlatır.
TÜRKLERDE ÇİÇEK TUTKUSU
Kanunî Sultan Süleyman’ın pek bilinmeyen bir yanı; çi çeğe ve bahçeye olan düşkünlüğü, Pâdişahın bunu gös teren uygulamalarını yansıtan belgelerde görülür. Bah çeler için yapılan harcamaları içeren 933/1526-27 tarih li defterde Saray-ı Âmire, yani Topkapı Sarayı hasbahçeleri için Kefe’den Kefe lâlesi ile cinsleri belirtilmeyen çeşitli3 çiçeklerin satın alındığı yazılıdır.4 Bu satırlar, Kanunî Sultan Süleyman’ın saltanatının ilk yıllarından başlaya rak çiçek ve bahçelere duyduğu ilgi ve sevgiyi sergileme sinin yanı sıra, Topkapı Sarayı’nda çiçek bahçeleri yapıldığını, lâlenin bu tarihlerden başlayarak bahçelerde itibar lı bir çiçek olarak yer aldığını da gösterir. Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesindeki bir murakkada yer alan Ab dullah Buharî imzalı lâle tasviri, olasılıkla bu sözü edi lenlerden olmalıdır.5

Türklerin çiçek sevgisi yabancıların da dikkatini çek miş ve gözlemciler anılarında buna sıkça yer vermiştir. XVI. yüzyılın ikinci yarısında İstanbul’a gelmiş olan Philippe du Fresne-Canaye’ın içten sözleri bu konuya yöneliktir: “… İbrahim Paşa’nın Boğaziçi’ndeki evinin bahçelerinde yetişen mavi, sarı, kırmızı çiçeklerin ihtişamı görülmeye değer. Türkler çiçekleri çok sever, ellerinde ya da sarıkla rında daima çiçek vardır. Pâdişahın sarayında ağaçların altında her çeşit ve kokuda çiçek bulunur. Ağaç olarak selvi ağırlıktadır. Pâdişah bahçesinde yalnız gezer.”
KÂĞITTAN ÇİÇEKLER VE BAHÇELER
Osmanlılarda çiçek sevgisi her alanda kendini gösterir. Özelikle edebiyatta çiçek sevgisinin yansımasını Orhan Şaik Gökyay’ın çeşitli makalelerinde bulabiliriz; yazarın Âşık Çelebi’den seçtiği bir yaprakta yer alan Efşancı ile il gili bilgi, Osmanlılarda çiçek sevgisinin ne kadar derin ol duğunu anlatmaktadır26.Âşık Çelebi’nin babasının arkadaşı olan ve Fatih Sultan Mehmed’in son zamanlarından başlayarak Sultan II. Bayezid ile Sultan I. Selim dönemle rini de (1512-1520) yaşayan ve Kanunî Sultan Süley man’ın sadrazamı İbrahim Paşa tarafından beğenilip des teklenen Efşancı, yani katı’ ustası Mehmed, Kanunî zama nında Osmanlı sanatının en seçkin eserlerinden birini ver miştir. Bu eser, çevresinde ilkbahara adanmış şiirler bulu nan, boyanmış renkli kâğıtlar kesilip, birbiri üzerine yapış tırarak yapılan 9 x 20 cm. boyutlarında bir katı’ bahçedir. Eserin bulunduğu murakkanın içindeki madalyondan, murakkanın 1565’lerde hazırlanmış olduğu anlaşılır27. Efşancı Mehmed, nefis hatlar ve birbirinden gü zel çiçekler kesip eşsiz eserler verirken nıkris, s, yani gut has talığına yakalanır ve elden ayaktan düşer, artık “efşan- bür” olarak çalışamaz, yani kâğıt kesme işini yapamaz hal dedir. Böylece çiçeklere duyduğu özlemle gerçek bir bah çe düzenler; buraya öyle çok fidan ve çiçek diker ki, bah çesi “Efşancı Bahçesi” adıyla büyük üne kavuşur. Çiçekle re, insana verildiği gibi isim vermeyi de Efşancı Mehmed başlatır. Yetiştirdiği çiçek ve meyveler başka hiçbir yerde bulunmaz, asıl başka yerde bulunmayan bir şey de orada ki dostluklar ve sohbetlerdir. Efşancı Mehmed ömrünün sonlarında bahçesinin bir köşesine okul yaptırmış, ölünce okulun haziresine gömülmeyi vasi yet etmiştir. 1534 yılında öldüğünde buraya gömülmüş ve yine vasiyeti üzerine, tüm bahçe ve çiçekle uğraşanlar gi bi dünyayı ve yaşamı diğer insanlardan farklı açıdan gören bu sanatçının mezar taşına şu beyit yazılmıştır:
Unutma ölmeği daim anadur, Bugün bana ise yanın sanadur.
Alıntı: https://www.zdergisi.istanbul/makale/osmanlinin-cicekleri-28





